Sans titre


Turkiye ve Osmanli Tarihinden Ýbretlik Olaylar


Çaðdaþlaþma Yolunda

1930'lu yýllarýn Türkiyesi'nin Urla gibi bir Ege þehrinde dahi açlýktan insanlarýn öldüðünü...
Ortalama bir memurun aylýk maaþýnýn 50 lira olduðu bu dönemde, çaðdaþlaþma yolunda(!) 75 000 lira gibi büyük paranlar ödeyerek heykel yaptýrdýðýmýzý (1)

Kendinizi Türklere Emanet Edin

16. yüzyýlda Osmanlý Devleti'nin geliþme yolu üzerinde direnmiþ ve Türk ordularý ile savaþa tutuþmuþ olmasýndan dolay Katolik Avrupa tarafýndan kendisine "Hýristiyanlýðýn þövalyesi" ünvaný verilen Boðdan Beyi Büyük Stefan'ýn ölüm döþeðin de, evlatlarýna gayet ibretli bir þekilde:
"Belki de yakýnda himayeye muhtaç olacaksýnýz Asla Rus'a yanaþmayýn. Haindir, sizi yok eder. Fakat kendinizi Türklere emanet edin. Adil ve merhametlidirler" diyerek nasihat ettiðini …(2)

Talan Edilen Mirasýmýz

Þanlý Osmanlý Devleti'nin kurucusu Osman Gazinin mübarek anasý Hayme Hatunun Domaniç’teki türbesini ulu hakan Abdülhamid Han'ýn, ecdadýna hürmetinin ifadesi olarak büyük bir itina ile tamir ettirip pencerelerini atlas perdelerle kaplattýrdýðýný ve zeminini de Hereke dokumasý muhteþem bir halý ile, döþettiðini . . .
Daha sonralarý iþ baþýna gelen Halk Partisi döneminde ise o muhteþem halýnýn türbeden gasp edilerek, partinin Ýnegöl ilçe yöneticilerinin kapýlarýna paspas yapýldýðýný ve atlas perdelerinin de kaymakamlýk binasýnda kullanýldýðýný... (3)

Ecdadýmýzýn Silinmez Ýzleri

1976 yýlýnda Suudi Arabistan’ýn Cidde þehrinde, deniz suyunu tatlý suya çeviren bir tesisin açýlýþýndan sonra meslektaþlarý ile sohbete giriþen dönemin Türkiye Büyükelçisi Necdet Özmen'in bir ara söze: "Bu Suudi Arabistan'ýn ilk tuzdan arýtma tesisidir" diye baþlamasý üzerine
Fransýz Büyükelçisinin hayretler içinde kalarak:"No... Sör... Bu Suudi Arabistan'ýn ilk tuzdan arýtma tesisi deðildir. Ýlki Osmanlýlar'ýn 1800.lü yýllarýn sonunda yaptýðýdýr" diyerek ecdadýmýzýn eþsiz mirasýndan habersiz yaþayan elçimizi mahcup ettiðini ,,(4)

Bitmeyen Osmanlý Sevgisi

Balkanlar'dan Orta Doðu'ya kadar büyük bir coðrafyanýn 1. Cihan Savaþýndan sonra elimizden çýkmasýna raðmen, o topraklarda yaþayan halkýn hala büyük bir hasretle "Osmanlý, Osmanlý " diye sayýkladýðýný ..
Budapeþte'den gelen bir yazarýmýza bir Boþnak,ýn'. "Madem ki Ýstanbul'a gidiyorsun Allah aþkýna o þehrin topraðýný benim için öp Allah benim canýmý Ýstanbul'u görmeden . almasý!" dediðini Trablusgarp'daki ihtiyar Cezayirlilerin , boyunlarýna muska diye Osmanlý parasý taktýklarýný…(5) Biliyor muydunuz.

Avrupa'da Akýncý Korkusu

1534 yýlýnda Viyana'daki St. Stephen Katedrali'nde. Osmanlý akýncýlarýnýn yaklaþtýðýný görüp çan çalarak haber vermekle vazifeli bir memuriyetin ihdas edildiðini ve bu memuriyetin ancak 1956 yýlýnda, Viyana Belediye Meclisince. Artýk bir Osmanlý tehlikesi kalmadýðýndan, bu vazifenin lüzumu yoktur" diye bir karar alýnarak iptal edildiðini...(6)

Cennette Yer

Osmanlý Devleti'nin zirvelerde þahlandýðý, akýncýlarýnýn Avrupa içlerinde at oynattýðý bir dönemde. kilisede bir papazýn vaaz verirken"Dünya hakimiyetinin Türklere fakat Cennet'in de kendilerine ait olduðunu... " söylemesi üzerine. bu taksime aklý yatmayan cemaatten bazýlarýnýn büyük bir ümitsizlik içinde: "Dünyada bizi yurtlarýmýzdan çýkaran Türkler hiç Cennet'te yer býrakýrlar mý?" dediklerini...(7)

Batýþýn Remzi

Yükseliþ dönemimizin ruhunu yansýtan mütevazý Topkapý Sarayýna karþýlýk, yýkýlýþýmýzý remzeden Varsay taklidi Dolmabahçe Sarayýnýn Avrupa'dan borç alýnan para ile, 9 ton altýn ve 41 ton gümüþ kullanýlarak inþa edildiðini... (8)

Þefzade'nin Dolmabahçe Sefasý

Ýsmet Ýnönü'nün Cumhurbaþkanlýðý yaptýðý dönemde, oðlu Ömer Ýnönü nün gerek talebelik gerekse daha sonraki yýllarda koskoca Dolmabahçe Sarayýný ikametgah olarak kullanýp, yattýðý bir oda için bütün sarayýn kaloriferlerini yaktýrdýðýn ve ayrýca bu þefzadenin sarayda kadýnlý kýzlý gece alemleri düzenlediðini...
Bütün bu olanlarýn dönemin Millet Meclisinde ciddi tartýþmalara yol açtýðýný ve o gün mecliste bulunan baba Ýnönü nün kulaklýðý takýlý olduðu halde müzakereleri iþitmemezlikten geldiðini (9)

Aðaca Asýlan Zekat Parasý

Fatih Sultan Mehmet Han devrinde bir Müslümanýn. günlerce dolaþýp yýllýk zekatýný verebileceði fakir birini arayýp bulamadýðýný
Bunun üzerine zekatýnýn tutarý olan parayý bir keseye koyarak Caðaloðlu'ndaki bir aðaca asýp, üzerine de:
"Müslüman kardeþim, bütün aramalarýma raðmen memleketimizde zekatýmý verecek kimse bulamadým. Eðer muhtaç isen hiç tereddüt etmeden bunu al" diye yazdýðýný..
Ve bu kesenin üç ay kadar o aðaçta asýlý kaldýðýný (10)

Nebiler Sultaný nýn Güzellikleri

Aþk bahçesinin yanýk bülbülü Hazreti Mevlana'nýn, Peygamberimiz'in (sav) üstün vasýflarýyla alakalý olarak:
Nebiler Sultaný'nýn (sav) vasýflarýnýn þerhini. eðer ben devamlý, durmadan söylesem, yüzlerce kýyamet geçer de o yine bitmez. " dediðini...
Sahabi efendilerimizden Amr bin As'ýn (ra): "Benim gözümde Resulullah'dan (sav)daha sevgili, benim gözümde Ondan daha büyük bir kimse yoktur. Ne var ki, Ona olan tazimimden gözüm doya doya Ona bakamýyordu " dediðini. . .
Ýmam Kurtubi'nin de "Nebiler Nebisi'nin (sav) güzellikleri bize tamamýyla gösterilmemiþtir. Gösterilmiþ olsaydý, gözlerimiz Ona bakmaya takat getiremezdi " diyerek Ýki Cihan Saadet Güneþ’inin güzelliklerini bir nebzecik olsun anlatmaya çalýþtýklarýný..(11)Biliyor muydunuz?

Osmanlý Armasý

Merhum Necip Fazýl Kýsakürek in 1954 lü yýllarda çýkardýðý Büyük Doðu mecmuasýnýn bir sayýsýnýn kapaðýnda, Osmanlý armasý iþlemeli sanat eseri bir kumaþ resmini yayýnlayýnca, "padiþahlýk propagandasý yapmak " gibi saçma bir gerekçe ile derginin o sayýsýnýn toplatýldýðýný ve kendisinin de suçlanarak mahkemeye sevkedildiðini
Necip Fazýl'ýn mahkemede kendisini suçlayan savcýya gayet ibretli bir þekilde:
Ýçinde adalet iþlerine bakýlan bu binanýn tepesinde ayný Osmanlý armasý var Siz de mi padiþahlýk propagandasý yapýyorsunuz?" diye haykýrdýðýný (12) Biliyor muydunuz?

Pasaport Farký

Þanlý Osmanlý Devleti'nin yýkýlmasýndan sonra, son derece üzgün ihtiyar bir Ürdünlünün, elindeki yeni Ürdün pasaportuyla Ýsviçre sefaretine giderek: "Herkes bu pasaportla alay ediyor Eskiden Osmanlý pasaportum varken selam dururlardý. Ben Osmanlý teb'asýyým ne olur bunu deðiþtirin" diye sefaret yetkililerine yalvardýðýný… (13)

Türk Köþesi

Devlet i Aliye yi Osmaniye'nin üç kýtada at oynatýp buyruk yürüttüðü ihtiþamlý dönemlerinde, Avrupa'da Türk hayat tarzý ve modasýnýn çok tesirli hale geldiðini Evlerinde Türk köþesi bulundurmayan sosyete mensuplarýnýn ayýplandýðýný (14)

Reformun Böylesi

0 zamana kadar sadece batýlýlarýn kendi aralarýnda düzenledikleri balolara, yanlýþ batýlýlaþma hareketinin bir parçasý olarak Türk devlet adamlarý da katýlýnca 11829), baloda bulunan bir Fransýz kadýnýn oldukça doðru bir teþhiste bulunarak Türkler reforma, bitirmeleri gereken yerden baþladýlar dediðini ...(15)

Birinci Dünya Savaþýnýn Vahþet Yýllarý

Birinci Dünya savaþý sýralarýnda Musul'da halkýn açlýktan periþan durumlara düþüp hergün sokaklarda kadýn-erkek çocuk-ihtiyar birçok insanýn inleye inleye ölüme gittiklerini ve buna bir çare bulunamadýðýný…
Açlýktan ölen bu zavallý çocuklarýn etlerini kasap dükkanlarýnda koyun ve kuzu eti diye satan veya aþçý dükkanlarýnda piþirip halka yedirme vahþetini gösteren on-oniki kiþinin idam edildiðini . (16)

Amerikan Yardýmý (!)

Truman doktrini çerçevesinde Amerika Birleþik Devletleri'nden aldýðýmýz 69 milyon dolar askeri yardým ile elde edilen askeri techizatýn bakýmý için ABD'ye her yýl 400 milyon dolarlýk bakým ve ithalat parasý harcamasý yaparak ne kadar karlý bir anlaþma (!) yaptýðýmýzý (17)

Hayal Müessesesi

Teb'asýný "Emanetullah" olarak gören Osmanlý Devleti'nde, akýl hastalarýna bimarhanelerde son derece þefkatle muamele edilip ceviz karyolalarda, ipekli çamaþýr ve çarþaflarda yatýrýlýp musiki ile tedavi edildiðini.
Ayný dönemde Avrupa'da ise, akýl hastalarýnýn ruhuna þeytan girmiþ denilerek diri diri yakýldýðýný. . (18/a)
Ýstanbul'daki bimarhaneleri giren Mongeri Pere'nin: "Burasý Avrupa'nýn asýrlar sonra tahayyül edeceði bir hayal müessesidir dediðini ve Osmanlý'nýn uyguladýðý bu musiki ile tedavi metodunun ABD'de ancak 1956 yýlýnda uygulamaya geçebildiðini (18/b

Üçüncü Dünyanýn Kobaylarý

Batýda ilaç üretmekle ilgili yönetmeliklerin son derece aðýr olup, bir ilacýn piyasaya çýkarýlmadan önce kobaylar üzerinde yeterince deneme yapýlmasý gerektiðini ve bunun ise uzun ve pahalý bir süreç olduðunu .
Buna çare bulan batýlý hümanistlerin(!), yeni geliþtirdikleri denenmemiþ ilaçlarý üçüncü dünya ülkelerine pazarlayarak hem para kazanýp, hem de milyonlarca gönüllü kobay üzerin de ilaçlarýný denediklerini
Ýlaç iyi çýktýðý takdirde mallarýný batýda pazarladýklarýný, kötü çýktýðýnda ise foyasý çýkana kadar üçüncü dünya ülkelerine satmaya devam ettiklerini . . (19)

Ýçi Yivli Toplar ve Ecdadýmýzýn Sýzlayan Kemikleri

Yavuz Sultan Selim Han'ýn Ridaniye Savaþý'nda, ileri görüþlü babasý Sultan II Bayezid' ýn icadý olan "içi yivli toplarý kullanarak büyük baþarýlar elde ettiðini..
Bugün ise bizlerin hala II Bayezid'in bu büyük icadýný tarih kitaplarýmýzda: "Yivli top 1868 de Almanlar tarafýndan icad edildi" diye okutma gafletini göstererek ecdadýmýzýn kemiklerini sýzlattýðýmýzý.. (20)

Tanzimat Dönemi Ordusu

II Mahmut döneminde Osmanlý ordusunun modernleþtirilmesi için danýþmanlýkta bulunan Alman komutaný Helmuth von Moltke'nin Tanzimat dönemi ordusunun halini
"Bu ordu: kaputlarý Rus, talimatnameleri Fransýz, tüfekleri Belçika, sarýklarý Türk, eðerleri Macar, kýlýçlarý Ýngiliz ve öðretmenleri her milletten, Avrupa sisteminde bir ordudur" diyerek tarif ettiðini .(21)

Bediüzzaman,ýn Rýzýk Hususundaki Hassasiyeti

Üstad Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri'nin 1924 yýlý yazýnda Van'daki Erek daðýna çýkarak bütün vaktini tesbihat ve münacat ile geçirdiði günlerde, yanýnda bulunan talebelerinin daðlardaki yaban elmalarýný koparýp yemek istemeleri üzerine Üstad'ýn onlara izin vermeyip
"Bizim hissemiz baðlar ve bahçedekilerdir Bizim rýzkýmýzý Cenab-ý Hakk oralarda tayin etmiþtir. Bu yabani meyveler yabani hayvanlarýn rýzkýdýr. Onlarýn kýsmetine dokunmamamýz gerekir" dediðini… (22)

Milletlere Göre Fiyat Farký

Osmanlý'nýn son döneminde (1850) Ýstanbul'da uzun yýllar kalmýþ bir batýlý tarihçi olan M A Ubicini'nin þehirde yaþayan deðiþik milletlerin karakter yapýlarýný öðrendikten sonra, hatýralarýnda:
"Bir kaide olarak, Ermeni ye istediði paranýn yarýsýný, Ruma üçte birini, Yahudi ye dörtte birini veriniz. Fakat bir Müslümanla alýþveriþ ettiðiniz zaman istediði fiyattan emin olunuz ve istediðini veriniz"diye yazdýðýný… (23)

Batýda ve Osmanlý'da Yalan

1717 - 1718 yýllarý arasýnda Ýstanbul' da Ýngiliz elçiliði yapan G.Montagu nun hanýmý Lady Montagu nun Osmanlý toplumundaki ticaret ahlaký ile alakalý hatýralarýn da, oldukça enteresan bir þekilde:
"Ýngiltere'de yalancýlar yaptýklarýyla öðünürler.
Burada ise (Osmanlý'da) yalan söylediðinden emin olunduðu zaman yalancýnýn alnýna kýzgýn demir basýlýyor. Bu kanun eðer bizde uygulanýrsa ne kadar güzel yüzün bozulduðu, ne kadar kibar sýnýfýna mensup kiþilerin kaþlarýna kadar inen peruklarla dolaþmaya mecbur kaldýklarý görülür. diye yazdýðýný… (24)Biliyor muydunuz?

Marks'ýn Hayranlýðý

Þeyh Þamil liderliðindeki Kafkas halkýnýn, istilacý Ruslara karþý olan istiklal savaþlarýnda göstermiþ olduklarý büyük direniþ karþýsýnda Karl Marks' ýn:
"Hürriyetin nasýl elde edilmesi lazým geldiðini Kafkasya daðlýlarýndan ibretle öðreniniz. Hür yaþamak isteyenlerin nelere muktedir olduðunu görünüz. Milletler, onlardan ders alýnýz. .. " diyerek hayranlýðýný itiraf etmek zorunda kaldýðýný... (25)

Osmanlý Devleti'nde aðaçlara çok kýymet verilip koruma altýna alýndýðýný

Sultan ll. Abdülhamid devrinde, Belgrad ormanlarýna zarar verip ormaný tahrip ettikleri için bir köyün kitle halinde sürgün edildiðini. . .(26)

Kin

Ýkinci Dünya Harbi sonlarýnda yapýlan lise mezunlarýnýn olgunluk imtihanlarýnda sorulan "Ormanlar ve Ormanlarýn faydalarý" isimli kompozisyon sualine talebelerim bazýlarýnýn enteresan bir þekilde:"Türkiyemiz ormanlýk bir ülkeydi, fakat o zalim padiþahlar, yurdumuzu ormansýz býraktýlar , gibi cevaplar verdiklerini . . .
Sebep olarak da; bu zavallý öðrencilerin öylesine bir kin terbiyesi içinde yetiþtirilerek Osmanlý'yý kötülemeye öylesine alýþtýrýldýklarýný ve böylece eðer bir fýrsatýný bulup da padiþahlara hakaret ederlerse iyi not alacaklarýna inandýklarýndan dolayý böyle cevaplar verdiklerini... (27)

Ecdad Nesline Hürmet

Merhum Adnan Menderes'in, Ýstanbul'un imarý faaliyetlerinin baþlatýldýðý l950'li yýllarýn birinde, gece yarýsý cennetmekan Sultan Abdülhamid Han'ýn muhterem kerimeleri Ayþe Osmanoðlu ile annesi Müþfika Kadýnefendi'nin kaldýðý evin kapýsýný çalarak gizlice içeri girip her ikisinin de ellerini öptükten sonra :
"Siz bize veli nimetlerimizin emanetlerisiniz. Fakat maalesef sizlerle bugüne kadar alakadar olamadým. Çok özür dilerim Çevremiz böyle tavýrlarý hazmedemeyecek insanlarla dolu!... " dediðini... Daha sonra da, Osmanlý'nýn bu aziz analarýna, kimseye muhtaç olmamalarý için, içinde 10.000 lira bulunan bir zarf býrakýp ayrýca tahsisat-ý mestureden (örtülü ödenek) maaþ baðladýðýný ve 2 7 Mayýs'da bu paranýn kesildiðini... (28)

Peygamber Evine Benzeyen Ev

Gönüller sultaný Mevlana Hazretleri'nin hizmetçisine: Bu gün evimizde yiyip içecek birþey var mý?" diye sorup, hizmetçisinin de "Hayýr hiç birþey yok" diye cevap vermesi üzerine sevince garkolup ellerini Yüce Dergah'a açarak:
"Allahým, sana þükürler olsun ki, evimiz bugün Peygamber evine benziyor" diye Muhammed Mustafa'nýn(sav) yolunun tozu olduðunu gösterdiðini,,. (29)

Eþsiz Misafirperverlik

Osmanlý askeri teþkilatýný Avrupa'ya tanýtmýþ olmakla meþhur Comte de Marsigli'nin, Türk toplumunun misafirperverliði ile alakalý olarak :
"Türkler hiçbir din farký gözetmeksizin bütün yabancýlara karþý son derece misafirperverdirler. Ana yollar civarýndaki köylerde oturanlardan hali vakti yerinde olanlar öyleden evvel ve akþamüstü gezintiye çýkýp yolcu bulmaya çalýþýrlar. Eðer bulacak olurlarsa evlerine davet ederler ve hatta çok defa misafirin hangi evde aðýrlanacaðýný tayin ederken kavgaya bile tutuþurlar." dediðini (30)

Vahþetin Böylesi

1096 yýlýnda Haçlýlarýn Kudüs'e girerek 40. 000 Müslümaný kýlýçtan geçirdikten sonra Gödofroi dö Buygom' un Papa II Urban' a yazdýðý mektupta:
`Kudüs'te bulunan bütün Müslümanlarý katlettik, malumunuz olsun ki, Süleyman Mabedi'nde atlarýmýzýn diz kapaklarýna kadar Müslüman kanýna batmýþ olarak yürüyoruz. " diyerek barbarlýklarýný belgelediklerini...(31)

Ýnsanlýðýn En Muhteþem Harikasý

Osmanlý içtimai yapýsý üzerine uzman olan Erlanyen Üniversitesi profesörlerinden Hutterrohta :
"Osmanlý Devleti, geniþ topraklarýný ve üzerindeki çeþitli kavimleri, Topkapý Sarayý'ndan mükemmel bir þekilde idare ediyordu. O saray da batýdaki en mütevazi bir derebeyinin sarayý kadar bile büyük deðildi. Bu nasýl oluyordu?" diye sorulduðunda, Profesör Hutterroht'un:
"Sýrrýný çözebilmiþ deðilim. 16. asýrda Filistin'in sosyal yapýsý üzerinde çalýþýrken öyle kayýtlar gördüm ki hayretler içinde kaldým. Osmanlý, üç yýl sonra bir köyden geçecek askeri birliðin öyle yemeðinden sonra yiyeceði üzümün nereden geleceðini planlamýþtý. Herhalde Osmanlý, devlet olarak insanlýðýn en muhteþem harikasýdýr" diye cevap verdiðini. . .(32)

Enderun Okulu

Üç kýtada altý asýrlýk bir hükümranlýk þanlý ecdadýmýzýn devlet ve medeniyet mirasýnýn sýrlarýnýn bulunduðu ve dünyanýn en büyük arþivi olan Osmanlý Arþivi'ni, bizler doðru dürüst incelememiþken, bine yakýn Amerikalý ile yüze yakýn Ýsrailli tarihçinin yýllarca didik didik ettiðini. ..
Bugün ABD'de sadece "Enderun okulu" hakkýnda hazýrlanan uzman eserlerin ve doktora tezlerinin sayýsýnýn 350 tane olduðunu. . .(33)

Ziya Gökalp'in Ölümü

Türkçülük fikrinin ünlü simalarýndan biri olan Ziya Gökalp'in hayatýnýn son anlarýnda Fransýz hastanesinde yatarken ebedi aleme intikal etmeden bir gece önce, mukaddesata galiz küfürler ederek baþýný duvarlara vura vura öldüðünü
Cesedinin de hastane morgunda Hýristiyan geleneklerine göre muamele yapýlarak kaldýrýldýðýný... (34)

Sözünün Eri Olmak

Mehmet Akif Ersoy'un sözünün eri bir insan olduðunu ve söz verdiði þeyi yerine getirmek için ölümden baþka hiçbir þeyin onu engellemediðini...
Ýstanbul Vaniköy'de oturan bir ahbabý ile öyleden bir saat önce buluþmak için sözleþtiklerinde, o gün yaðmurlu, fýrtýnalý bir gün olup her tarafý sel bastýðý halde Mehmet Akif' in binbir zorlukla sýrýlsýklam vaziyette söz verdiði yere vaktinde geldiðini, fakat arkadaþýnýn gelmemesi üzerine çekip gittiðini... Ertesi gün. özür dilemek için gelen arkadaþýný dinlemeyip: "Bir söz ya ölüm veya ona yakýn bir felaketle yerine getirilmezse mazur görülebilir" diyerek tam altý ay o arkadaþýyla konuþmadýðýný... (35) Biliyor muydunuz.?

Kýzýlca Buðdayý

ABD'nin 1890 yýlýna kadar bizim Tuna boylarýmýzda yetiþen "kýzýlca" ismi verilen buðdayýmýzý ithal ederek tohumluk olarak kullandýðýný ve bununla halkýný beslediðini. .. (36)

Bir Yanlýþýn izahý

Padiþahlarýn, Osmanlý topraklarýndaki muhtelif yerleri devletin ileri gelenlerine: "Sana orayý , bahþettim " demesinin.
"Verilen yeri imar et!' manasýna geldiðini ve bu varlýklý Osmanlý paþalarýnýn, o topraklarýn mamure haline gelmesi uðrunda servetlerini tükettiklerini . . . (37)

Hakiki Niþan

Kýrým Savaþý'ndaki büyük hizmetlerinden dolayý Fransýz hükümetince kendisine niþan verilen Deli Hasan Aða'nýn bu niþaný takmadýðýný farkeden Fuat Paþa'nýn ona takmama sebebini sormasý üzerine:
"Paþam, benim vücudumda harpte kazandýðým yedi niþan(yara izi) var. Onlar varken elin Frenk'inin niþanýný ben ne yapayým!" diye cevap verdiðini

Yabancý Gözüyle Lozan ve Neticesi

1922-1923 yýllarý arasýnda Sovyetler Birliði'nin Türkiye büyükelçisi olarak Ankara'da bulunan S. Ý. Aralov'un, Lozan Konferansý' nýn sonuçlarý ile alakalý olarak yazmýþ olduðu hatýratýnda :
"... Ýngiltere Dýþiþleri Bakaný Lord Curzon, eskiden Türkiye'nin olan Musul'u ve daha baþka yerleri Türkiye'den koparmayý, Yunanlýlarýn yakýp yýktýðý þehir, kasaba ve köyler için Yunanlýlara tamirat parasý verdirmemeyi ve Boðazlar meselesinde Ýngiliz planýný gerçekleþtirmeyi baþardý.
Türkiye'nin Musul'u býrakmasý ve tamirat parasýndan vazgeçmesi karþýlýðý olarak kendisine küçücük Karaaðaç bölgesinin verilmesiyle yetindi Bundan baþka batýlý devletler , Türkiye'yi, Osmanlý Devleti'nin batýlý kapitalistlere olan borçlarýnýn, Osmanlý Devleti'nden ayrýlan ülkeler arasýnda bölünüþünden sonra, payýna düþen bölümünü 20 yýl içinde ödemeye ikna ettiler" diye yazdýðýný...(39)

Acý Ýtiraf

Lozan Konferansýna Ýsmet Ýnönü ile birlikte katýlarak Türkiye aleyhine birçok entrikalar çeviren Hahambaþý Hayim Naum’un,daha sonralarý hükümet erkaný ile aralarý çok iyi olmasýna raðmen: Bu memlekete bu millete çok kötülük ettim, artýk aralarýnda yaþayamam diyerek piþmanlýk içinde Mýsýra gittiðini...(40)

Mehterin Büyüleyici Tesiri

Batý musiki þaheserlerini yazmýþ olan Mozart,Bizet gibi büyük bestekarlarýn mehter musikisinin büyüleyici tesiri altýnda kalarak,Türk tarzýnda Alla Turca denilen kýsýmlarýný yazdýklarýný....(41)

Türkiyede Türk Müziði Yasaðý

Tek parti iktidarý döneminde,devletin açmýþ olduðu müzik okullarýnýn bir tanesinde,öðrencilerden bazýlarýnýn ders arasýnda kendi öz müziði olan Türk müziði çalmaya teþebbüs ettikleri için yabancý uzman Herr Zuckmayer tarafýndan okuldan atýldýklarýný....(42)

Senfoni Zulmü

1930lu yýllarýn birinde Cumhurbaþkanlýðý Senfoni Orkestrasýnýn,Anadoluyu tenviretmek için çýktýðý turnenin Sivas duraðýnda,bir konser verdikten sonra gazetecinin birinin konseri izleyen bir vatandaþa: Konseri nasýl buldunuz? diye sormasý üzerine zavallý adamcaðýzýn, saðýna soluna ürkekçe bir göz attýktan sonra gazetecinin kulaðýna:
Valla beyefendi,Sivas,Sivas olalý,Timurdan beri böyle zulüm görmedi! diye cevap verdiðini....(43)

Bizim Dinazorlarýmýz

Bizim ülkemizde çaðdaþlýk ve bilimsellik(!)adýna baþörtülü öðrencilerin üniversitelere sokulmayýp,Ýmam Hatip Okulu öðrencilerinin varlýðýndan ve devletin diðer okullarýndan daha baþarýlý olmasýnda rahatsýzlýk duyulduðu halde,dünyanýn süper gücü sayýlan ABD nin en iyi üniversitelerinden biri olan Massachussets Institute of Technology(M.I.T.)nin öðrenci yönetmenliðinde:
Dini inançlarýn gereðini yerine getirmekten dolayý bir derse veya imtihana giremeyen öðrenciye telafi imkaný tanýnýr....diye hüküm bulunduðunu ve bu hususlarda alabildiðine müsamahalý davranýldýðýný....(44)

Ýlahi Ýkaz

Birinci Dünya Savaþý sýrasýnda Dördüncü Ordu karargahýnda Mekke ve Medine yi kurtarmak için Hicaz Seferi Kuvveti hazýrlanmasý meselesi görüþülürken,Harbiye Nazýrý Enver Paþa nýn bu iþ için Mustafa Kemali atadýðýný ve bunun üzerine Mustafa Kemal in:
Deðil Hicaza asker sevketmek,hatta oradaki askerleri de geri almak ve kuvvetleri verimsiz yönlere daðýtmamak gerek diyerek görüþünü belirttiðini ve sonunda M. Kemal in bu görüþünün kabul edilerek Medinenin boþaltýlmasýna karar verildiðini...
Tam bu sýrada ýþýklarýn aniden sönerek ortalýðýn zifiri bir karanlýða bürünmesi üzerine bunu Ýlahi bir Ýkaz kabul eden Cemal Paþa nýn birden ürperip sarsýldýðýný ve daha sonra Hicazýn boþaltýlmasýndan vazgeçilerek Fahreddin Paþa nýn Medine ye gönderildiðini....(45)

Medine Muhafýzý

Osmanlý'nýn edeple taçlaþmýþ iman anlayýþýnýn gereði olan Hazreti Peygamberi'nin(sav) þehrini bir valinin adýnýn altýna sokamayacaðý saygý ve edebi ile, oraya göndereceði idareciyi `Vali " yerine "Medine Muhafýzý " diye isimlendirme hassasiyetini gösterdiðini . . . (46)

Dünyanýn ilk Toplu Sözleþmesi

Dünyada ilk toplu sözleþmenin Osmanlý Devleti tarafýndan gerçekleþtirildiðini. Kütahya Vahid Paþa kütüphanesinde bulunan þeriye Mahkemesi sicilinin 57'ci sayfasýnda kayýtlý belgeye göre, yeryüzündeki bu ilk sözleþme Kadý Ahmed Efendinin tasdiki ile 24 iþyeri ile iþçileri arasýnda imzalandýðýný .
Bu sözleþmeye göre, "Kalfalarýn, yardýmcýlarýn, ustalarýn ve vasýfsýz iþçilerin yevmiyeleri"nin tesbit edilip, her gün belli sayýdaki fincan imali karþýlýðý alacaklarý ücretlerin tesbit edildiðini...(47)Biliyor muydunuz?

Osmanl Topçuluðu

Kanuni Sultan Süleyman devrinde yýllarca Ýstanbul'da kalan ve yazmýþ olduðu eserini en büyük Hýristiyan hükümdarý II Filib'e takdim eden Ýspanyol yazar Cristobol de Villalon'un, dönemin Osmanlý topçuluðu hakkýnda:
"Dünyada hiçbir devletin,Türk topçusu ile mukayese edilebilecek topçusu yoktur. Ýstanbul'da eski model olduðu için kullanýlmayýp süs diye surlara konan toplarý inceledim Bunlar bile Ýspanya ordusundaki toplardan çok daha kaliteli idi.
Tophane sýrtlarýnda çaptan düþmüþ diye yýðýlan 40 kadar topu hayretle seyrettim. Bunlarý alýp topçu kuvveti oluþturmak istemeyecek hiçbir Avrupa devleti bilmiyorum dediðini . . . (48)

En Mütekamil ikmal Teþkilatý

Kore Savaþý sýrasýnda bir Amerikan bataryasýnýn isabet alýp parçalanmasýndan sonra, dört dakika gibi kýsa bir süre içinde Amerikalýlarýn bataryayý tekrar kurup ateþe baþladýklarýný ve bu çok süratli ikmal karþýsýnda Türk binbaþýsýnýn hayretler içinde kaldýðýný gören Amerikalý generalin:
"Biz bu sistemi kurmadan önce bütün dünya ikmal teþkilatlarýný etüd ettik. En mütekamil olanýnýn Osmanlýlarýn ki olduðunu görerek onu kabul ettik. Bu, sizden gelme bir usulün günümüze tatbikinden baþka birþey deðildir." dediðini, . .(49)

Gözyaþý Medeniyeti

Ýslam'ýn ilk dönem zahidlerinin en belirgin niteliklerini Allah korkusunun tesiri ile çok aðlamalarý, çok mahzun olmalarý ve dünyaya hiç deðer vermemeleri olduðunu.
Bunlardan Veysel Karani'nin Allah'tan korktuðu ve utandýðý için baþýný hiç semaya kaldýrmayýp, daima çenesi göðsün de bitiþik gezdiðini...
"Ümmetin Rahibi" diye tanýnan Amir bin Abdullah ýn çok aðlayýp geceleri ayaklarý þiþecek kadar ibadet ettiðini..
"Dünyayý üç talakla boþadým, ricat yok" diyen ve ruhbanlar gibi ibadet ettiði için "Gulam" adýný alan Utbe bin Eban'ýn çok aðlayan bir zahid olduðunu...
Zühdüne sevgi ve aþk hakim olan Rabiatü'l Adeviyye nin secde de baþýný koyduðu yeri çamur edecek kadar gözyaþlarýný ceyhun ettiðini... (50)

Haram Yemeyen Ordu

Osmanlý ordusunun, Ýslam'ý tek bir bayrak altýnda toplamak gayesiyle Mýsýr seferine giderken Gebze yakýnlarýndaki baðlýk-bahçelik bir arazide mola verdiðinde Yavuz Sultan - Selim'in bütün askerlerin heybelerini arattýðýný ve hiçbirinde meyve cinsinden birþey çýkmamasý üzerine ellerini Ulu Dergah kaldýrýp :
"Allahým, sonsuz þükürler olsun. Bana haram yemeyen bir ordu lutfettin. Eðer askerimin içinde tek bir kiþi sahibinden izinsiz bir meyve yeseydi ve ben bunu haber alsaydým Mýsýr seferinden vazgeçerdim'.' diyerek Rabbine sonsuz hamd ü senalarda bulunduðunu. ... (51)

Ecdadýmýz Yüz Akýmýz

Altý asýr gibi uzun bir süre üç kýtada hükmünü yürüten ecdadýmýzýn medeniyet mirasýný inceleyip araþtýrmadan içte ve dýþtaki bazý gafil ve hainlerin ona, "emperyalist" yaftasýný yapýþtýrarak mahkum etmeye çalýþmalarýna mukabil, Macaristan Ýlimler Akademisi tarafýndan ortaya çýkartýlýp yayýnlanan bir belgede belirtildiðine göre, Osmanlý Devleti'nin Macaristan'da hakim olduðu devirlerde, Macar halkýndan yýlda 7 milyon akçe 21 milyon vergi toplayýp, buna karþýlýk ayný yýl Macaristan'a 21milyon akçe yatýrým yaptýðýný... (52)

Tuz ve Ekmek Hakký

Osmanlý sarayýndaki hanedan çocuklarýný yetiþtirmek üzere"muallime-i selatin-" (sultan hocasý) olarak tayin edilen Safiye Haným' a padiþah Vl. Mehmed Reþad'ýn ilk iradesinin:
Namaz kýlmayanlara, oruç tutmayanlara yedirdiðim tuz ve ekmeði haram ediyorum. Bu iradem hoca haným tarafýndan talebe þehzade ve haným sultanlara söylensin" olduðunu. . .(53)

Bir Savaþýn Bedeli

1991 yýlýnda meydana gelen Körfez Savaþý'nýn bir günlük maliyeti ile 3 milyon çocuðun 2, 7 yýllýk süt ihtiyacýnýn karþýlanabildiðini...
Bu savaþýn otuz günlük savaþ gideri ile 50 milyon insanýn 4 yýllýk ekmek ihtiyacýnýn giderilebildiðini...
1 adet Stealth avcý uçaðýnýn bedeli ile 13 milyon kitap alýna bildiðini . . .
Ve 1 adet Patroit füzesi ile 74 milyon adet fidan dikildiðini .. (54)

Ne Sen Baki Ne Ben Baki

Kanuni Sultan Süleyman' ýn, bir meseleden dolayý dönemin þairi Baki'yi,
``Baki bed - Nef-yi ebed Bursa ya red" diyerek Bursa'ya sürgüne gönderdiðini ve Baki'nin de buna karþýlýk:
"Öldünse ey Baki Deðildir cihan mülkü Süleyman'a baki Buna çarký felek derler Ne sen baki, ne ben baki" diyerek þairane bir þekilde cevap verdiðini . . . (55)

Barbar Kim?

Bizans'ý kurtarmak üzere Ýstanbul'a çaðrýlan Haçlý ordularýnýn Hristiyanlýðýn mukaddes kilisesi Ayasofyanýn tepesinde ki altýn haçý sökerek eritip sattýklarýný...
Yýllar sonra Osmanlý ordusunun Ýstanbul'un fethi sýrasýnda bir yeniçerinin, fetih hatýrasý olarak saklamak maksadýyla Ayasofya nýn küçük bir çini parçasýný koparmak istemesini, Fatih Sultan Mehmed'in "tahribe teþebbüs"le suçlayýp cezalandýrdýðýný ,..(56)

Serdengeçti'nin Ayasofya Müdafaasý

Yazmýþ olduðu"Ayasofya". isimli þiiri yüzünden tutuklanarak Ankara Aðýr Ceza Mahkemesi'nde yargýlanan Osman Yüksel Serdengeçti' nin kendini müdafaa ederken:
"Müddei umumi(savcý) tepeden verilen emirlere göre hareket ediyor. Ayasofya`nýn tekrar cami haline yetirilmesinde benim ne gibi hususi maksadým ve menfaatim olabilir? Ayasofya'yý kiraya mý vereceðim, yoksa imamý mý olacaðým? Beni bu yazýdan dolayý Türk savcýlarý deðil, Yunan savcýlarý itham etsin. Böyle bir yazýyý yazdýðýmdan dolayý kendimi müdafaa etmekten utanýyorum ." diye hayýflanarak cevap verdiðini. . .(57)

Sanata Hürmetin Böylesi

Osmanlý'nýn meþhur hattatlarýndan Hafýz Osman'ýn(1642 1698), Sultan Ýkinci Mustafa' nýn hat hocasý olup, Hafýz Osmanýn hat meþkederken, Sultan Ýkinci Mustafa'nýn büyük bir hürmet içinde hocasýnýn hokkasýný tuttuðunu ve yapýlan hattýn güzelliði karþýsýnda gönlü ihtizaza gelen Sultan Ýkinci Mustafa'nýn: "Artýk bir Hafýz Osman daha yetiþmez" demesine mukabil, büyük hattat Hafýz Osman'ýn : "Efendimiz gibi, hocasýnýn hokkasýný tutan padiþahlar bulundukça daha çok Hafýz Osmanlar yetiþir" diye cevap verdiðini...(58)

Sultan Vahdeddin'in Vatanperverliði

Osmanlý ordusunun silahlarýnýn elinden alýndýðý , düþman filolarýnýn Çanakkale Boðazý' ný aþýp Ýstanbul'a dayandýðý felaketli bir dönemde halife sýfatýyla Osmanlý tahtýna oturan Sultan Vahdeddin'in, Osmanlý askeri olarak, þahsýný korumak için býrakýlmýþ olan biricik taburu Ayasofya Camii' ne göndererek:
"Aziz Ýstanbul'un fethinin sembolü olan Ayasofya'ya çan takmak isteyenlere ateþ ediniz!... " emrini verdiðini... (59)

Yavuz'un izinden Gidenler

1967 Mýsýr-Ýsrail savaþýnda, Mýsýr askerlerinin, düþmanlarýný beklerken Ýsrail ordusunun bir anda Süveyþ'in öbür yakasýný geçerek dünyayý þaþýrtýðýný...
Mose Dayan'ýn bu muazzam baþarýyý daha sonra bir basýn toplantýsýnda : "Ýsrail in bu baþarýlý stratejisi, Yavuz Sultan Selim in yýllar önce Mýsýr'ý fethederken uyguladýðý harp planýnýn bir kopyasýdýr" diye açýklayýp gafletimizi yüzümüze vurduðunu...(60)

Eþsiz Sevgi

Türkiye' de, Türk Dili ve Edebiyatý üzerine doktora yapmýþ genç Pakistan alimlerinden Muhammed Sabir'in, Pakistanda bir cuma günü hutbede Sultan Abdülhamid Han'ýn adýnýn okunup ve ona "Zeyyedallahü ömrehu" yani "Allah onun ömrünü artýrsýn diye dua edilmesi üzerine camiden çýktýktan sonra cemaata bu duanýn manasýz olduðunu zira, Sultan Abdülhamid Hanýn vefat etmiþ olduðunu söylemesi üzerine halkýn"Seni gidi Ýngiliz casusu! "diyerek hýþýmla üzerine yürüdüklerini . . . (61)

Hilafetin Gücü

31 Mart hadisesinin tertipçileri arasýnda bulunan þair ve filozof Rýza Tevfik'in bu meþ'um hadisenin ardýnda Ýngiliz parmaðý olduðunu itiraf edip, ihtilal hadisesinden sonra Ýngiliz konsolosluðuna gittiðinde çok soðuk bir þekilde karþýlandýðýný ve o zaman bunun sebebini anlayamayan Rýza Tevfik'in çok sonralarý Londra'ya uðrayýp bunun sebebini o dönemin Ýngiltere'nin Türkiye Büyükelçisi Lord Nikýlsýn'a sorduðunda bu Ýngilizin çok ibretli bir þekilde"Rýza Tevfik Bey, Biz bilhassa Hindistan'da Ýslam ülkelerini idaremiz altýna alabilmek için milyarlarca altýn harcadýk ama baþarýlý olamadýk. Halbuki Sultan Abdülhamid, her yýl bir 'Selam-ý Þahane', bir de 'Hafýz Osman hattý Kur'an-ý Kerim' gönderiyor ve bütün Ýslam ümmetini, hududsuz bir hürmet duygusu içinde emrinde tutuyor.
Biz bu ihtilalle siz jön Türkler'den hilafet kuvvetinin ortadan kaldýrýlmasýný bekledik ve aldandýk. Ýþte bundan dolayý siz soðuk karþýlandýnýz?" cevabýný verdiðini. . .(62) Biliyor muydunuz?

Bu Köyde Nur Talebeleri Var mý?

1961 seçimlerinde Türkiye Ýþçi Partisi mensuplarýnýn, Doðu Anadolu köylerine propaganda yapmak için gittiklerinde, köyde ilk rastladýklarý insana: Bu köyde Risale-i Nur talebesi var mý?" diye sorduklarýný ...
Köyde Risale-i Nur talebesi olduðunu öðrendikleri takdir de , o insanlara tesir edemeyeceklerini bildiklerinden dolayý köye girmeyip geriye döndüklerini (63)

Bir Hazýr Cevap

Fransa Kralý III Napolyon'un, Paris'te Osmanlý Devleti Büyükelçisi olarak bulunan Ahmet Vefik Paþa ile konuþmasý esnasýnda bir ara alaylý bir þekilde "Sen kendini Yavuz Sultan Selim'in elçisi mi zannediyorsun?" demesi üzerine Ahmet Vefik Paþa'nýn da büyük bir hazýr cevaplýkla: "Öyle olsaydým, siz Fransa'da imparator olarak bulunamazdýnýz" cevabýný verdiðini . . . (64)

Cihad Tuðlasý

Yavuz Sultan Selim'in babasý Sultan II. Bayezid'in, Ýla-yý kelimetullah için çýktýðý seferlerde üstüne bulaþan tozlarý silkip, biriktirerek bunlardan bir tuðla döktürdüðünü ve böylece Allah'ýn "cihat" emrine uyduðunun iþareti olarak bu tuðlayý yanýndan ayýrmadýðýný . . . (65)

Mehmed Reþadýn Hassasiyeti

Trablusgarp ve Balkan Savaþý ile Birinci Cihan Harbi'nin talihsiz padiþahý Sultan Mehmed Reþad' ýn, þehzade Ziyaeddin Efendi'nin doðum müjdesini aldýðý zaman sevineceði yerde:
"Memleketin baþýna bir masraf kapýsý daha açýlmasý hoþ deðil..." diyecek kadar devlete yük olmaktan üzüntü duyan hassas bir hükümdar olduðunu... (66)
Osmanlý Azameti
1754'de bile, Sultan III. Osman Han'ýn bir namesi Leh kralýna ulaþtýrýldýðýnda, kralýn nameyi üç kere öperek baþýnýn üstüne koyduðunu ve kralýn yanýnda bulunan devlet erkanýnýn da derhal baþlarýný açarak saygý duruþuna geçtiklerini. (67)

Yahudinin Erkekliði(!)

Ýsrail dýþiþleri bakanlarýndan A. Sharon'un arkadaþý ve suç ortaðý olan Meir Har-tzion'un, l950'li yýllarýn baþýnda Gazze'de yapýlan bir Ýsrail baskýnýnda masum bir Arabý sýrtýndan býçaklayarak öldürmesinden sonra kendisiyle yapýlan bir röportajda , yaptýðýndan vicdan azabý duyup duymadýðýnýn sorulmasý üzerine:
"Vicdan azabý mý? Hayýr! Neden vicdan azabý duymalýyým ki? Bir adamý tabancayla öldürmek çok kolayadýr Tetiði çekersin hepsi bu kadar. Ama býçak bambaþka birþey, gerçek bir silah. Fantastik bir duygu bu, erkek olduðunu hissettiriyor insana. " diye cevap verdiðini...(68)

Türbedar ve Ulu Hakan'ýn Rüyasý

Cennetmekan Sultan Il. Abdülhamid Han döneminde Yavuz Sultan Selim' in türbedarlýðýný yapmakta olan bir zatýn, þiddetli geçim darlýðýnýn kendisine verdiði sýkýntýlý bir ruh haleti içinde :
'Bir de evliyadan olduðunu söylerler Yýllarca türbedarlýðýný yaptým yoksulluk içindeyim" diyerek türbeye hiddetle vurduðunu . . .
Ertesi sabah aniden Abdülhamid Han' ýn türbedarý huzuruna çaðýrarak bir yýllýk ihtiyacýnýn hepsini karþýladýðý, çünkü Abdülhamid Han'ýn, gece rüyasýnda ceddi Yavuz Selim tarafýndan haberdar edildiðini . . (69)

Abdülhamid Han'ýn Ýstihbarat Gücü

Batýlý emperyalist güçlerin, Ermenileri piyon olarak kullanýp kýþkýrtarak Anadolu'da karýþýklýklar çýkardýðý günlerde, Ýngiliz Büyükelçisi'nin Sultan Abdülhamid'e gelip, küstahça: "Daha ne kadar Ermeni öldüreceksiniz?" diye sorma cüretini göstermesi üzerine, Ulu Hakan'ýn keskin bakýþlarýný elçinin üzerine dikerek:
"Filan gün, filan saatte Karadeniz'in filan noktasýna yaklaþýp, karaya Ermenileri Türklere karþý silahlandýrmak için þu kadar sandýk malzeme çýkaran ve komitacýlara teslim eden Ýngiliz gemisinde, Türk baþýna kaç silah bulunuyorsa tam o kadar Ermeni öldüreceðiz. " cevabýný verdiðini...Sultan Abdülhamid'in bu muazzam istihbarat gücü karþýsýnda Ýngiliz elçisinin dehþete kapýlarak aptallaþtýðýný... (70)

Türk kafasý

Kendilerine tarih boyunca sempati beslediðimiz ve Kanuni Sultan Süleyman devrinde donanma gönderip yardým elini uzatarak yok olmaktan kurtardýðýmýz Fransýzlarýn bitkilere büyük zarar veren bir kurt nevine "Türk adýný verdiklerini...
Kazancý kuyumcu düðmeci gibi sanatkarlarýn perçin yaparken altlýk olarak kullandýklarý perçin kýskacýna da þamar oðlaný manasýna "Türk kafasý adýný verdiklerini...(71)

Halifeye Ýthaf

Sonradan ll. Sylvestre olarak papalýk tahtýna oturan Gerbert' in 9. asýr Ýspanya'sýnda Arap ulemasý nezdinde üç yýl tahsil gördüðünü . . .
Dönemin Avrupalý rahiplerinin yazmýþ olduklarý eserlerini Kurtuba halifesine ithaf ettiklerini...
Almanya Fransa ve Ýtalyadaki rahip adaylarýnýn, ilim öðrenmek için Ýspanyadaki Müslüman mekteplerine akýn akýn koþtuklarýný. . .(72)

Samanoðlu Ýsmail Bey'in Türbesi

9. asýrda Buhara da yapýlan Samanoðlu Ýsmail Bey'in türbesinin Ýslam dünyasýnýn ilk türbelerinden olduðunu...
Bu türbenin yapýmýnda kullanýlan tuðlalarýn deve sütü ile yumurta aký karýþtýrýlarak bunlarýn çeþitli derecelerde piþirilmesinden elde ve edildiðini günümüze kadar sapasaðlam dimdik ayakta kaldýðýný . . . (73)

Engizisyon Gerçeði

1481-1808 yýllarý arasýnda batýda,Katolik kilisesinin siyasi baský aracý olarak faaliyet gösteren Engizisyon mahkemelerinin Yakýlarak öldürülme cezasýna çarptýrýlan insanlarýn sayýsýnýn 34.024 e ulaþtýðýný....(74)Biliyor muydunuz?

Ayyýldýzlý Þapka

Þapka inkýlabýndan sonra Ankara Valisi Yahya Galip Bey'in Ýsmet Ýnönü'ye gelerek:
Þapkanýn ortasýna bir ay-yýldýz koyalým ki, diðer milletlerden farkýmýz belli olur demesi üzerine Ýnönü'nün: Caným biz bu inkýlaplarý farkýmýz olmasýn diye yapýyoruz. Sen ne teklif ediyorsun! diye çýkýþtýðýný...(75)

Milli Kýyafet

Bundan kýrk yýl önce Ýngiltere'den "Dünya Kýyafetleri Sergisi" için Türk milli kýyafeti örneði istenildiðinde, fötr þapkalý, kravatlý ve ütülü pantolonlu bir kalem efendisi fotoðrafý gönderildiðini . . (76)

Daðistan Kartalý

Yýllarca Kafkasya'nýn istiklali için yýlmadan mücadele vermiþ olan büyük dava adamý Ýmam Þamil' in, vefatýndan sonra gasledilirken vücudunda cihat meydanlarýnda savaþýrken meydana gelmiþ yüzyirmi yara görüldüðünü... (77)

Ýnka Medeniyeti

Batýlý sömürgeci barbarlarýn servet uðruna kökünü kuruttuklarý Güney Amerikalý kýzýlderili kavim Ýnkalarýn, geliþmiþ bir tarým sistemlerinin olduðunu...
Gübrenin ehemmiyetini bilip, Chinoha adasýndan saðladýklarý gübreyi tarým bölgelerine adilane daðýttýklarýný ve gübresinden faydalanýlan deniz kuþlarýný öldürenleri idama mahkum ettiklerini. . (78)

Nereden Nereye

Birinci Dünya Savaþý'ndan bir hafta önce, 1914 yazýnda.1 Türk lirasýnýn karþýlýðýnýn 3.7 dolar ve 18.45 marka tekabül ettiðini. . .(79)

Ýlmin Deðeri

Son devrin kýymetli alimlerinden Hüsrev Efendi'nin, ders okuturken üzerinde hasýl olan durgunluðun sebebini soran öðrencilerine :
Buraya geleceðim sýrada yataðýnda dehþetler içinde yatmakta olan kýzým vefat etti. Onun cenazesi, defin iþi vardý ortada. Dersinizi ihmal ederim diye Allah'dan korktum. Bu durumda yine geldim. Onun için üzerimde durgunluk var, hemen gidip onun defni ile meþgul olacaðým.
Kusura bakmayýn o yüzden biraz cansýz konuþtum" diyerek ilim öðretmenin ehemmiyetini nefsinde yaþayarak gösterdiðini...(80)

Ýngiliz Mantýðý(!)

Hindistan'ýn Amir þehrinde, bisikletle dolaþan bir Ýngiliz kýzý ile alay ettikleri bahanesi ile, askerlerin hadise mahallindeki halktan 700 kiþiyi oracýkta kurþunlayarak katlettiklerini...
Bölge valisinin, ceza olarak bütün þehir halkýný günlerce yerde sürünmeye mecbur ettiðini ve böyle davranmasýnýn sebebi sorulunca da valinin de:
Onlar ilahelere tapýyorlar, bir Ýngiliz kýzý, onlarýn taptýklarýndan daha azizdir!." diye cevap verdiðini..(81)

Hak Takasý

Kominist rejimin devam ettiði günlerde, sanat faaliyetleri için Taþkent'te bulunan meþhur solcularýmýzdan birinin, bir Özbek yazarýnýn yanýna gelerek:
"Ah ne güzel, size imreniyorum.! Burada, böyle bir rejimin altýnda, böyle imkanlarla yaþamaktan kimbilir ne kadar mutlusunuzdur.! demesi üzerine, Özbek yazarýn bizim meþhur edibimizin kulaðýna sessizce:
Sen Türkiye'de sahip olduðun haklarýn ve imkanlarýn yarýsýný bana ver; ben Sovyetlerdeki bütün hak ve imkanlarýmý sana memnuniyetle devredeyim! Var mýsýn beyim .? diye fýsýldadýðýný... (82)

Yýkýk Mabedler

1936-1957 yýllarý arasýnda, komünizm rejiminin kasýp kavurduðu Sovyetler Birliði'nde ondört bin mabedin yýkýlarak yerle bir edildiðini . . . (83)

Milli Temeller Üzerine Yükselme

Nihat Sami Banarlý'nýn Amerikalý Profesör Rufi ile sohbet ederken söz batýlýlaþmadan açýlýnca Profesör Rufi'nin:
"Siz tarihte defalarca baþarý kazanmýþ bir milletsiniz. Bize veya baþkalarýna imrenmek neyinize? Biz yeni bir millet olduðumuz için, tarihte muvaffak olmuþ milletlerin sýrlarýný araþtýrýr, bulduðumuz ve uygun gördüðümüzü asrýmýza tatbik ederiz. Sizden de aldýðýmýz kýymetler vardýr. Eðer ilerlemek istiyorsanýz, muvaffak olduðunuz asýrlarda hangi meziyetlerinizle hangi usul ve teþkilatýnýzla kazandýnýz?
Bunlarý araþtýrýnýz bulduklarýnýzý modernize ediniz, Kendi milli ve denenmiþ temelleriniz üzerinde yükseliniz" diyerek bizi utandýrdýðýný . . . (84)

Surre Alaylarý

Osmanlý'nýn, mukaddes beldelere verdiði büyük kýymetin ifadesi olarak Yýldýrým Bayezid döneminden itibaren her yýl Mekke ve Medine'ye Surre Alaylarý tertip ettiðini...
Bu Surre Alaylarý ile birçok hediyeler ve mukaddes belde fukarasýna daðýtýlmak üzere binlerce altýn gönderilerek Allah'ýn rýzasýnýn kazanýlmasýnýn gaye edinildiðini...
Ayrýca en önemlisi de, bu Surre-i Hümayun'da, padiþahýn yaptýrýp gönderdiði Kabe örtüsünün bulunup bu örtünün merasimle yerine takýlarak, eskisinin geri getirilip paylaþýldýðýný . . .
Osmanlý'nýn, binbir güçlük ve darlýk içinde bulunduðu dönemlerde dahi bu an'aneyi terketmediðini...(85) Biliyor muydunuz?

Hümanist Batý

Hümanist( ! ) Hollandalýlarýn l905'de yeni icat ettikleri bir bombanýn tesir gücünü, Afrikalý zavallý yerli halkýn makatlarýnda deneme barbarlýðýný gösterdiklerini.. (86)

Anadolu' da Medeniyet Vesikasý

Lozan görüþmeleri sýrasýnda Ýngiliz Baþvekili Lloyd George'nin: Türklerin, þimdi hak istedikleri Anadolu'da nesi var? Orada medeniyet vesikasý olarak ne kalmýþsa Yunan'ýn, Roma'nýn, Bizans'ýndýr Türklerin Anadolu 'daki evleri sazdan ve ker***ten harabelerden ibarettir. Þimdi böyle bir alemi veya onun güzel parçalarýný Türklere nasýl býrakýrsýnýz?" demesi üzerine henüz aklýný ve vicdanýný yitirmemiþ bir batýlý düþünür olan Eugene Pitard ýn Cenevre'nin ünlü bir gazetesinde Lloyd George'a cevap olarak:
Efendiler, Konya'daki Ýnce Minare'nin kapýsý ile, Ýstanbul'daki muhteþem Süleymaniye'nin kubbelerini yapan millete karþý böyle söylenemez. Haddinizi biliniz..." diye harika bir cevap verdiðini...(87)

Ýmam Buhari nin Çocukluðu

Ýmam Buhari Hazretleri' nin küçük yaþta ilim tahsiline baþlayýp, subyan mektebinde iken 15.000 hadis ezberlediðini ve buluða ermeden de Ýbn-i Mübarek Hazretleri'nin kitaplarýný ezberlediðini . . .
Telif eser yazmaya baþladýðýnda henüz daha yüzünde sakal çýkmadýðýný... (88)

Mimar Koca Sinan 'ýn Büyüklüðü

Bütün Rönesans mimarlarýnýn arayýp durduklarý merkezi plan þemasýný en mükemmel bir þekilde gerçekleþtirmenin ancak Mimar Koca Sinan'a nasip olduðunu. . .(89/a)
Koca Mimar'ýn fütuhat, saltanat, ilim ve sanat bakýmýndan en muhteþem devrinde büyük bir imar kudretinin baþýnda, þöhretli bir insan olmasýna raðmen, yazma nüshalarda mur-u natuvan"(güçsüz karýnca). imzasýnda El-fakir Sinan Sermamaran-ý Hassa"; beyzi mührünün ortasýnda imzasýnda El-fakir ü'l-hakir Sinan"; kenarýnda ise: , Serm imaran-ý hassa müstemend Bende-i miskin kemine dermend" (Fakir, aciz, hassa sermimaraný Dertli , deðersiz, miskin bendeleri) diye kendisini tanýtarak yalnýz mimarinin deðil, tevazuun da üstadý olduðunu gösterdiðini. . (89/b) Biliyor muydunuz.?

Nasipsiz Ahmak

Necip Fazýl Kýsakürek merhumun, kendisine. "Ýslamiyet deyince burnuma ayak kokusu gelir" diyen ihtiyar gazeteciye;
Senin o burnuna gelen, Ýslamiyet'in deðil; kendi ciðerinin pis kokusudur. Sen, bir mücerredi, bir müþahhastan ayýramayan ahmaksýn!" diye cevap verdiðini...(90)

Velkanlý Hoca Mehmed Efendi

Muþ halkýnýn çok sevip saydýðý Velkanlý Hoca Mehmed Efendi , nin 'Evinde Kur'an okutuyor" diye þikayet edildiðinde, dönemin Muþ valisi tarafýndan,sýrtýna bir jandarma bindirilip sakalýndan da baþka bir jandarma tarafýndan çektirilerek Muþ çarþýsýnda dolaþtýrýldýðýný. . .(91)

Yunandan Ýnsanlýk Dersi(!)

Ýstiklal Harbi senelerinde, Yunanlýlarýn Ege bölgesini iþgal etmesinden sonra Ýzmir'e gelen Yunan Kralý'nýn civar kasabalardan birini teftiþ ederken, þehit edilerek hendeðe atýlmýþ bir sivilin cesedini gördüðünde. Bu kokmuþ ölüyü neden gömmüyorsunuz?" diye sorduðunda, yanýndakilerin de "Halka ibret olsun diye býrakýyoruz" karþýlýðýný vermeleri üzerine bir krala deðil, bir cellada bile yakýþmayan:
Baþka öldürecek Türk mü yok? Bu pisliði kaldýrýn ve baþkasýný öldürüp onun yerine atýn!" emrini verdiðini...(92)

"Sýfýr Neye Derler?"

Daha sonralarý Milli Eðitim Bakaný olacak olan zamanýn Maarif Müfettiþi Hasan Ali Yücel ile Mustafa Kemal arasýnda bir gece Kayseri'de sofra sohbeti baþlayýnca Mustafa Kemal'in Hasan Ali Yücel'e:"Bugün lisede sizin mantýk kitabýnýzý karýþtýrýrken,Matematikte Usul' diye bir bahis gördüm... Demek siz riyaziyeden de anlýyorsunuz..." diye sorunca Hasan Ali Yücelin Biraz paþam" diye cevap verdiðini...Bunun üzerine Mustafa Kemal'in: "Peki söyleyin sýfýr neye derler?" diye ikinci bir soru sormasý üzerine Hasan Ali Yücel'in gayet mütevazý bir þekilde: "Huzurunuzda bana derler paþam!"cevabýný verdiðini... (93)

Bez Parçasý

Ýskilipli Atýf Hoca'nýn Ýstiklal Mahkemesi'nde yargýlanýrken savcýnýn, dini kýyafetlerden bez parçasý" diye bahsetmesi üzerine Atýf Hoca'nýn hiddetli bir þekilde duvarda asýlý olan bayraðý gösterip :
Ýþte o da bez, hadi indirip yýrtsana" diye haykýrdýðýný.. (94)

Bibliyoman

18. yüzyýl sonlarýnda yaþamýþ ve bugünkü Ýstanbul Millet Kütüphanesi'nin kurucusu olan Ali Emiri Efendi'nin bir bibliyoman(kitap hastasý) olduðunu . . .
Elinde bulunan güzel bir Arapça kitabýn kendisindeki noksan olan ikinci cildini temin etmek için,mevcut olduðunu öðrendiði Yemene tayinini çýkartmak istediðini ...(95)

Hakký Tesbit

Ahmet bin Hanbel Hazretleri'ne: Tehdit altýndasýn, kalbinle imanýnda sabit kalarak yalnýz dilinle istediklerini söylesen olmaz mý ? " dediklerinde, Büyük Ýmam'ýn:
Olmaz. Alimler hakký söylemekten kaçarsa, cahiler ne yapar? Böyle olursa hakký tesbit nasýl olur? "cevabýný vererek gerçek alimin nasýl olmasý gerektiðini gösterdiðini (96)

Akif i Büyük Yapan Meziyet

Vatan þairimiz Mehmet Akif Ersoy'un, Ýstiklal Marþý müsabakasýndaki birinciliðinden dolayý kendisine zorla verilen 500 lirayý, fakr u zaruret içinde olmasýna raðmen, fakir kadýn ve çocuklara bir maiþet temin etmek üzere kurulmuþ olan "Darü'i Mesa i "ye baðýþladýðýný...
Halbuki Ýstiklal Marþý kabul edildiðinde, Mehmet Akif'in cebinde , Zonguldak milletvekili Hayri Bey'den borç aldýðý iki lirasýnýn olduðunu ve milli marþ için 500 lira teklif edildiði günler de 140 lira ile Ankara'da bir çiftlik alýnabildiðini...
Paltosu dahi olmadýðý için kýþýn bile ceketle dolaþan bu idealist þairin, çok soðuk günlerde ise, arkadaþý Baytar Þefik (Kolaylý)'dan muþambasýný ödünç olarak giydiðini ...
Baytar Þefik'in bir gün : Akif Bey, hiç olmazsa kendine bir palto alsaydýn" demesi üzerine, ona darýlýp iki ay konuþmadýðýný.
Burdur Meb'us'u olarak I. Millet Meclisi'ne seçildiðinde ailesine: "Biz bu maaþý hak etmiyoruz ya... Ama, pek hak etmiyoruz da denemez. Elimizden geldiði kadar nihai zafer için çalýþýyoruz. " dediðini .(97)

Pis Kokusundan Dolayý Kovulan Elçi

Veli lakaplý II. Bayezid'in padiþahlýðý. döneminde Ýstanbul'a, Moskova kralýnýn elçisi sýfatýyla Mihail Plachtneef isimli birinin geldiðini . . .
Bu adamýn, insaný istifra ettirecek kadar pis kokmasýndan dolayý yýkanmasý için hamama götürüldüðünde, bu keferenin hayatýnda hiç hamam görmemiþ olup yýkanmak ve çamaþýr deðiþtirmek adetine aþina olmadýðý ve kimse ile görüþtürülmeden pisliðinden dolayý Ýstanbul'dan kovulduðunu... (98)

Batýda Yemek Kültürü

Ýsviçre , nin Branderburg Prensi, ziyafete çaðýrdýðý bir derebeyine gönderdiði davetiyenin meþruhat (açýklama) hanesine:
""Eti yedikten sonra kemiði arkaya atmak yok! Yaðlý aðzýný yenine silmek yok! Tabaðý kaldýrýp altýna tükürmek yok" diye yazmak mecburiyetinde kaldýðýný...(99)

Orta Çaðda Temizlik Farký

Orta çaðda Müslümanlarýn yaþayýþlarý üzerine yapýlan bir araþtýrmada,Ýslam dünyasýndaki kimya sanayii anlatýlýrken:
""... Sabuncular loncasý, en önemli loncalardan biriydi.
Çünkü Orta Çað Müslümanlarý hergün yýkanýrlardý ve çamaþýrlarý da sarýklarý da her zaman bembeyazdý. Bu bakýmdan onlar o çaðýn diðer ülke insanlarýndan ayrýlýrlardý.
1600 yýllarýna doðru Ýspanya'da Engizisyon Mahkemeleri Müslüman Ýspanyollarla Hristiyan Ýspanyollarý temizliklerine bakarak ayýrt ediyordu... " diye yazdýðýný...(100)

Adalet Kavramýnýn Þümulü

Osmanlý Devleti'nde adalet kavramýnýn ; milliyet, cins, zümre yahut din farklarýný aþan çok þümullü bir deðer ifade ettiðini. . .
Bu adaletin sadece insanlara has deðil, kurda, kuþa, topraða ve suya þamil bulunduðunu ve bu yüzden Osmanlý kanunnamelerinde :
""... ve ayaðý yaramaz beygiri iþletmeyeler'. at, katýr ve eþek ayaðýný gözedeler ve semerin göreler ve aðýr yük urmayalar, zira dilsüz canavardurlar, her kangýsýnda eksük bulunur ise sahibine tamam itdüre, eslemeyaný tamam gereði gibi hakkýndan geline ve hammallar aðýr yük urmayalar, mütearef (örf) üzere ola..." diye hükümler konularak bu meselenin beygirin sakat ayaðýndan eþeðin semerine kadar gözden uzak tutulmadýðýný. . .(101)

Risale-i Nur' un Dili

Merhum Albay Hulusi Yahyagil'in, Barla'da Bediüzzamar Üstadýmýza, Risale-i Nur'un dilinin orijinalliði ile alakalý olarak:
""Üstadým, sen Türkçe'yi dahi zor konuþuyorsun, bu Risale-i Nur'daki Türkçe nasýl oluyor.?" diye hayretini ifade ettikten sonra Bediüzzaman '
""Kardeþim, bir hakaiki imaniye kalbe ihtar edildiði vakit ikiyüz ayat-ý Kuraniye imdadýma koþmak için birbirleriyle yarýþ ediyorlar. Önce bana lisaný maderzadým(anne lisaným) Kürtçe geliyor. Arapçaya çeviriyorum ve Türkçe yazdýrýyorum" cevabýný verdiðini...(102)

Hacizli Cenaze

Son Osmanlý Padiþahý Sultan VI. Mehmed Vahdeddin Han'a, ""Altýncý Mehmed sözündeki ""Altýncý kelimesinden kinaye olarak ""Altýn seven adam manasý çýkartýlarak ithamlarda bulunulduðu . . .
Halbuki Sultan Vahdeddin Han'ýn, hayatýnýn tehlikeye girmesinden dolayý memleketinden ayrýlmak zorunda kaldýðýnda þahsi mirasý mahiyetinde babasýndan intikal eden bütün serveti beraberinde götürme imkaný varken, dasitani bir namusluluk örneði göstererek bu serveti Hazine-i Hümayun'a gönderdiðini...
Ýtalya'da geçirdiði fakr -u zururet içindeki bir hayattan sonra 1926 yýlýnda San Remo'da vefat ettiði zaman 120 000 lira borcu kaldýðý için alacaklýlarý tarafýndan tabutuna haciz konuduðunu . . . Tahnit edilmiþ cesedinin, kýzý Sabiha Sultan'ýn bu parayý binbir güçlükle temin etmesinden sonra Þam 'a naklolunarak Yavuz Sultan Selim Camii avlusuna defnedildiðini. .. (103)

Milletin Sigorta Lambasý

Tarihçi Reþat Ekrem Koçu'nun, Sultan Vahideddin'in kaderi ile ilgili oldukça orijinal bir deðerlendirmesinde :
""Mazileri çok temiz olan ve memleketleri felaket girdabýna düþtükten sonra iþbaþýna geçen, aðýr mesuliyetler yüklenen, yenik milletleri daha fazla çiðnetmemek için nefret edilen galip düþmanlara dostane el uzatmak durumunda kalan o kara bahtlý insanlar, milletlerin tarihlerinde sigorta lambalarýna benzerler.
Kendilerinin yanmasý büyük tesislerin kurtulmasýný temin eder diye yazdýðýný. .(104)
Biliyor muydunuz.?

Ýttihatçýlarýn Akýlsýzlýðý

Sultan II. Abdülhamid'in dahice bir politika güderek, her hangi bir isyan çýkartmalarýný önlemek için Arabistan'ýn Hicaz ileri gelenlerini, Þura-yý Devlet üyesi olarak Ýstanbul'da tuttuðunu. . .
Bunlardan Þerif Hüseyin'in, Mekke'ye emir olmak isteðini defaatla reddetmesine karþýlýk Ulu Hakan'ýn tahttan indirilmesiyle birlikte Ýttihat ve Terakki yönetiminin, Þerif Hüseyin'in bu isteðini yerine getirerek onu emir olarak tayin ettiðini ve hemen ardýndan da Þerif'in Osmanlý'ya karsý isyan bayraðýný açtýðýný... Çok sonralarý Ýngiliz Baþvekil Lloyd George'un Avam Kamarasý'nda: ""Þerif Hüseyin Mekke emiri olduktan sonra kendisi ile Arap milliyetçiliði ve isyan konusunda anlaþtýk.
Bu isyana karþý ayda 40 bin altýn vermiþtik" dediðini ... (105)

Acý HatýraIar

Ýtalyanlarýn Libyayý bizden koparmak için Avrupalý müttefikleriyle siyasi alanda anlaþtýktan sonra, bize karþý açacaklarý savaþýn (Trablusgarp Savaþý) masraflarýný karþýlayacak yeterli hazinelerinin olmadýðýný...
Buna karþýlýk Duyun-u Umumiye'ye baþvurarak, bu savaþýn masraflarýný karþýlamak için Anadolu'dan toplanan birikmiþ paradan beþ milyon altýn lira çektiklerini ve bu bizim paramýzla saðladýklarý imkanlarla bizim topraðýmýz olan Libya'yý istilaya baþladýklarýný. . .(106)

Lavrens'in Ýtirafý

Araplarý aldatarak Osmanlý Devleti aleyhine kýþkýrtýp isyana sevkeden Ýngiliz casusu Lavrence'in, yardýmcýlarý Nuri Said, Faysal ve Þerif Hüseyin ile birlikte Þam'da Türkleri katlettikten sonra: "'Evet onlarý isyana ben kýþkýrtmýþtým. Ama böylesine vahþice kan dökeceklerini hiç tahmin etmemiþtim. Bazý mahalleleri gezerken silahsýz Türk askerlerinin nasýl öldürüldüklerine bakamadým;tiksindim bu vahþetten..." diyerek itirafta bulunduðunu . . (107)

Vicdan Azabý

Mekke Emiri Þerif Hüseyin'in Ýngilizlerle anlaþarak Osmanlý'yý arkadan vurduðunu ve mükafat olarak da Ýngilizler tarafýndan Hicaz Krallýðý'na getirildiðini..
Daha sonra Vehhabiler tarafýndan alaþaðý edilerek Ýngilizlerin himayesinde Kýbrýs'a yerleþtirildiðini ve hastalandýðýnda da oðlu tarafýndan Amman'a getirildiðini...
Ve günün birinde adet vechile saray bandosunun bahçede konser verirken "Ýzmir Marþý"ný çalmasý üzerine, oðlunun babasýnýn üzülmemesi için pencereleri kapattýrmak isterken baba oldukça ibretli bir þekilde:
"Evlat, neden o pencereyi kapýyorsun? Ben velinimetine ihanet etmiþ asi bir kulum, günahým büyüktür. Kral olacaðýmý düþündüm. Allah beni sürgünlüðe düþürdü. Hastayým diye kapatýyorsun. Býrak pencereyi aç, þu marþý dinleyeyim.
Duyduðum vicdan azabýnýn þiddeti, o eski hatýralarýn canlanmasý ile büsbütün artsýn; bu dünyada çektiðim ýzdýraptan vicdan azabýyla büsbütün aðýrlaþsýn, ta ki Cenab-ý
Hakk. bu günahkar kulunu dünyada affederek, ahirette hesap gününde cezadan korusun"dediðini.. .(108)

"Milletimin Ocaðý Yanýyor"

Sultan Vahdeddin Han'ýn ikamet etmekte olduðu Yýldýz Sarayý'nýn, bir elektrik arýzasýndan dolayý yanmaya baþlamasý üzerine, orada vazifeli bulunan bekçibaþýnýn hüngür hüngür aðladýðýný ve bunun üzerine Sultan Vahdeddin in: "Benim milletimin ocaðý yanýyor, ben onu düþünüyorum, kendi evim yanmýþ ne ehemmiyeti var' dediðini...(109)

"Ayaðýný Yüzüme Bas ki .

Yüzüm Allah Katýnda Þeref Kazansýn"
Hintli Müslüman kardeþlerimizin, Osmanlý Devleti'nin Balkan Savaþý'nda yüzlerce þehit ve binlerce yaralý verdiklerinin haberini almalarý üzerine, kilometrelerce ötedeki kardeþlerinin acýlarýný bir nebze olsun dindirebilmek için bir Kýzýlay heyeti teþkil ederek Türkiye'ye gönderdiklerini...
Bu heyetin savaþ boyunca birçok din kardeþinin yaralarýný sarýp baþarýlý hizmetlerden sonra 1913 Temmuz'unda Hindistan'a döndüðünü. . -
Kýzýlay heyetine Bombay'da büyük bir karþýlama merasimi hazýrlanýp, gemi limana yanaþtýðýnda o günkü Hintli Müslüman liderlerden Muhammed Ali Cevher' in, heyet baþkaný Doktor Ensari'ye :
"Sen mücahit Osmanlý ordusuna hizmet edip geldin Ayaðýný Hindistan topraklarýna basmadan bu benim yüzüme bas da, yüzüm Allah katýnda þeref kazansýn" diyerek baþýný yere koyup yüzünü Dr. Ensari'nin ayaklarý altýna uzattýðýný...(110)

Osmanoðullarýnýn Dramý

Son Halife ll Abdülmecid. Han'ýn, sürgün edildikten sonra diyar-ý gurbette vefat etmesi üzerine, kýzý Dürrüþehvar Sultan'ýn. Ýstanbul' a gelerek Savanora yatýnda. Ýsmet Ýnönü'yü ziyaret ettiðini ve kendisinden babasýnýn vatan topraðýna gömülmesini rica ettiðini...
Altý asýr cihaný aydýnlatan bir neslin son temsilcisinin bu vatan topraðýna gömülme isteðinin ; halk tarafýndan mezarýnýn bir ziyaret yerine dönüþtürebileceði endiþesiyle Ýsmet Ýnönü tarafýndan reddedildiðini ve Hindistan Hükümeti'nin araya girmesiyle Suudi Arabistan makamlarýndan izin alýnarak Medine'deki Cennetü'l-Baki kabristanýnýn içindeki Ali Aba'nýn ayak ucuna defnedildiðini. . .(111)

Tökeli Ýmre

Osmanlý idaresinde bir krallýk olan Erdel Kralý Apafi ile birleþerek Osmanlý ordusuyla ayný safta çarpýþan Orta Macar Kralý Tökeli Ýmre'nin Osmanlý Devleti'ne karþý itaat ve baðlýlýðýný göstermek için mührüne:
"Muin-i Ali Osman'a itaat üzreyim emre Kral-ý Orta Macar'ým ki namým Tökeli Ýmre" beyitini kazýttýðýný . . (112)

"O Kendi Kaderini Kendi Yazmýþ Oldu"

Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri'nin 1960 Mart'ýnda aðýr hasta vaziyette Urfa'ya gelmesi üzerine, bunu haber alan Ýçiþleri Bakanlýðý'nýn, derhal Üstad'ý geri gönderme emri çýkardýðýný... Halkýn yoðun baskýsý üzerine Urfa valisinin "Efe Nedim, Said Nursi çok hasta ve müsaid bir araba da yok. " demesine karþýlýk Ýçiþleri Bakaný Namýk Gedik'.in:
"Çöp arabasýyla da olsa göndereceksiniz!" talimatýný verdiðini ve bunu öðrenen Bediüzzaman Hazretleri'nin ibretli bir þekilde:
"O ken
Ajouter un commentaire

Vous utilisez un logiciel de type AdBlock, qui bloque le service de captchas publicitaires utilisé sur ce site. Pour pouvoir envoyer votre message, désactivez Adblock.

Créer un site gratuit avec e-monsite - Signaler un contenu illicite sur ce site

×