Israil Ve GAP

İsrail'e yeni tarım alanları mı hediye edilecek?
Tarih: 25.04.2005 Saat: 19:01 Yayınlayan: OTUKEN

Türkiye-Suriye sınırındaki mayınlı alanların temizlenmesi ve tarıma açılması konusu, beş yıl kadar önce, Orgeneral Kıvrıkoğlu''nun Genelkurmay Başkanı olduğu dönemde, Genelkurmay'a aksettirilmişti.

Söz konusu mayınlı alan, İskenderun-Habur arasında 3 milyon dönümlük bir arazi parçasını kapsayan, yaklaşık 600 kilometre uzunluğunda olan bir kuşaktır.

O zamanlar, hem tarıma kazandırılacak alanın büyüklüğü hem de Birleşmiş Milletler''in mayın kullanılmasını yasaklayan kararları sebebiyle, yapılan teklif Genelkurmay''a cazip gelmiş ve hemen projelendirilmesine geçilmişti. Hazırlanan prototip projede, mayın kuşağının temizlenmesine başlamada öncelik Şanlı Urfa bölgesine verilmişti, çünkü bölge Fırat''ın üzerinde olduğundan sulu tarıma elverişliydi ve bir yıl dolmadan mahsul almak mümkün olacaktı.

Projenin başlatılmasını çabuklaştırmak için, mayın temizlemede uzmanlaşmış dünya firmaları üzerinde de araştırma yapıldı ve ilk olarak bir İtalyan şirketi belirlendi.

Şirket, temizlenmesi istenen bölge için, o zamanın rakamlarıyla 30 milyon Dolar talep etti ve ücret konusunda mutabakat da sağlandı.

Ancak daha sonra, "bilinmeyen sebeplerle" projenin hayata geçirilmesi durduruldu ve proje uykuya yatırıldı.

* * *

Uykuya yatırılmış projenin tekrar gündeme gelmekte olduğu, geçtiğimiz hafta içinde bazı gazetelerde küçük puntolarla yer alan bir haber vasıtasıyla öğrenildi:

Maliye Bakanı Kemal Unakıtan, 510 kilomeyre uzunluğunda gösterdiği mayınlı arazinin, "bütçeden hiç para harcanmadan temizlettirileceği, temizleme çalışması karşılığında kullanım hakkı tanınacağı ve temizlenen alanlarda organik tarıma geçileceği" yolunda bir açıklama yapmıştı.

Bakan, aynı açıklaması sırasında, bazı İsrail firmalarının bölgenin mayından temizlenmesi için 875 milyon Dolar tutarında teklif verdikleri iddialarına da çok sert tepki göstermişti.

Dikkat edilirse, Bakan''ın açıklaması iki hususu kapsıyor:

" Bölgenin temizlenmesi karşılığında para değil, kullanım hakkı verileceği; "

Temizlenen bölgelerde organik tarım yapılacağı.

İşin püf noktası; bölgenin mayından temizlenmesinin para ödenerek yaptırılmaması, buna karşılık temizleme işlemini yapacak firmalara kullanım hakkı tanınacak olmasında.

Bu, tam adıyla "Yap-İşlet-Devret" (YİD) formülü. Halbuki, Maliye Bakanı''nın açıklamasıyla ortaya çıkan bu YİD tercihi eliyle bölge topraklarının yabancı firmalara -ve sonuç olarak yabancı devletlere-peşkeş çekilmesine alternatif olacak başka bir formül daha var.

Savunma sanayii konularıyla yakından ilgili bazı kişilerin ifadesine göre, Birleşmiş Milletler (BM) ile Dünya Bankası''nın (DB) mayınlı arazilerin temizlenebilmesi için Türkiye''ye tahsis etmiş olduğu bir ucuz kredi, hatta kredinin de ötesinde bir kaynak mevcut.

Türkiye''nin yapması gereken, mayınlı alanların bu kaynak kullanılarak temizlettirilmesi ve temizlenen alanların Türk çiftçisine veya yeterli sermayeye sahip Türk müteşebbislerine tahsis edilmesi.

Savunma sanayii uzmanlarının dikkat çektiği ikinci husus, mayınlı bölgelerin temizlenmesi ihalelerini açacak Türk yetkili makamının kim olacağının kasıtlı olarak uzun zaman sürüncemede bırakılmış olması.

İddialara göre, yetkili makamın Milli Savunma Bakanlığı (MSB) olması için her yol denendi, ancak başarılı olunamadı.

Şimdi, kontrol Maliye''nin eline geçmiş görünüyor ve onun tercihi de yeni Türk tarım alanlarının YİD kandırmacasıyla yabancılara peşkeş çekilmesinden yana.

* * *

Problem bunlarla bitmiyor:

" Hiçbir Türk firmasının mayın temizleme konusunda uluslararası akreditasyonu yok.

Bu yüzden, Maliye, rahatlıkla yabancı firmalara yöneliyor.

" Mayınların tek tek kaldırılarak temizlenmesi gerekiyor, çünkü mayınlar patlatılarak temizlenecek olursa, kimyasal zehirlenmeye maruz kalacak o topraklarda bırakın organik tarımı, tarımın hiçbir türünü yapabilmek uzun zaman mümkün olamaz.

Bu temizleme yöntemi ise maliyeti fazlasıyla artıracağından, ihaleyi kazanan yabancı firmalara çok uzun bir işletme süresi şansı getiriyor. " En önemli nokta, hatta can alıcı nokta, yabancı firmaların "kimliği".

AB ve ABD firmalarının, insan gücü ile mayın temizleme işine talip olması çok uzak bir ihtimal.

Dolayısıyla, gereken insan gücü eski Sovyet cumhuriyetlerindeki firmalar üzerinden temin edilecek.

Şimdi sıkı durun:

"Bir İsrail firması", eski Sovyet cumhuriyetlerinde mevcut mayın temizleme firmalarının hemen tamamının yetkili temsilciliğini (executive representative) almış durumda.

Tabii, eklemeye değmez, çünkü arif olan hemen anlar: Bu İsrail firmasının Türkiye siyaset çevrelerinde ve bürokrasisinde çok güçlü ilişkileri bulunuyor. İşte, işin finali bu: Temizlenecek mayınlı bölgelerden elde edilecek yeni tarım alanları, dolaylı yoldan -YİD yutturmacasıyla-İsrail''e hediye ediliyor.

Bu yazıya ilgi duyanlar, bu köşede 24 Ocak 2005 günü çıkan "GAP''a ve Çukurova''ya İsrail Kibbutzları (mı?)" başlıklı yazıyla birleştirerek okurlarsa -ki, gazetenin internet sayfasından kolayca ulaşılabilir-, AKP ile İsrail arasındaki dehşet veren ilişkiyi daha iyi fark edeceklerdir.

Ferruh Sezgin - Yeniçağ

GAP'a ve Çukurova'ya İsrail Kibbutz'ları (mı?)
Tarih: 23.01.2005 Saat: 18:47 Yayınlayan: OTUKEN

Kabul etmeli ki, komşuları olan Arap devletleriyle kıyaslandığında, İsrail tartışılmaz bir askeri üstünlüğe sahiptir...

Hele nükleer caydırıcılığı da hesaba katılırsa...


İsrail'in bu üstünlüğü bir matematiksel doğru haline gelir.

Dolayısıyla İsrail, halihazır askeri imkan ve kabiliyetleriyle bölgedeki siyasi, askeri ve ekonomik hedeflerine büyük ölçüde ulaşabilir. Ancak, İsrail''in problemi -daha doğru ifadeyle, açmazı- da burada başlar.

Hedeflerine ulaşma gücüne sahip olan İsrail, ele geçirdiği hedeflerini uzun süreyle elinde tutma gücüne sahip değildir, çünkü silahlı kuvvetlerinin insan sayısı bunun için yetersizdir.

Bu gerçeği göz ardı ederek maceraya kalkışırsa, argo tabirle "karizması çizilir" ve bunun getireceği çok boyutlu çöküntü de sonunun başlangıcı olabilir. Bu açmazdan kurtulmanın yolu silahlı kuvvetlerinin insan sayısını artırmak, onun yolu da nüfusunu artırmaktır.

Doğruluğu tartışmaya açık bir hipoteze göre, ele geçirilen hedefleri uzun süreyle denetim altında tutabilecek bir silahlı kuvvetler var edebilmek için ihtiyaç duyulan nüfus, 20 milyon civarındadır.

İsrail'in diğer devletlerin siyaseti üzerindeki etkisi ve kitle iletişim araçlarındaki hakimiyeti dikkate alınırsa, küresel çaplı bir kampanya ile İsrail'e yoğun bir Yahudi nüfusu yığmak fazla zor değildir.

Ama, hipotezin tartışılmaya açık ucu işte buradadır, çünkü dünya üzerindeki Yahudi nüfusu zaten 20 milyonun fazla üzerinde değildir.

Hem, bu miktarın daha altındaki bir nüfus artışını, hatta halihazır nüfusun giderek artan ihtiyaçlarını karşılamak, bugünkü İsrail''in tarım alanları vasıtasıyla mümkün olabilir mi?

Bu sorunun cevabı "Hayır" veya "Zor" ise, İsrail devleti söz konusu ihtiyaçlarını hangi başka tarım alanlarını kullanarak karşılayabilecektir?

Bölgede, "GAP''tan başka" buna müsait tarım alanı var mıdır?

Bu sorunun cevabı da "Hayır" ise İsrail''in "GAP''a olan ilgisinin" ve üstelik "Kürt devletinin kurulmasını desteklemesinin" sebeplerini yakalamış olursunuz.

Kendinizi İsrailli siyaset planlayıcılarının yerine koyun ve düşünün:

Türkiye -bölünmemiş olarak- varken denetim altına alamayacağınız su kaynaklarına ve tarım alanlarına, protektor (hami) ülke olarak kanatlarınız altına alacağınız Kürt devleti vasıtasıyla el koymayı denemeniz doğru bir politika olmaz mı?

Elbette doğru bir politika olur.

Ancak bu tek yönlü politikanın başarısızlık ihtimaline karşı İsrail öyle alternatif politikalar geliştirmeli ki, hem politikalarına esneklik kazandırsın hem geleceğe dönük planlarının alt yapısını kurabilsin ve hem de kutsal toprakları bildiği yerlerde boy göstererek kendi ırkını ve ideallerini tatmin etsin.

İşte, İsrail, Kibbutz modeli tarım işletmelerinin GAP'ta ve Çukurova'da -ve bir kenara yazın ki, bir sonraki aşamada Konya Ovası'nda- kurulmasını Türkiye'ye kabul ettirebilirse alternatif politikalarında da olağanüstü bir başarı elde etmiş olacak. Kibbutz'lar için, "Sovyet Kolhoz''larının modernize edilmiş İsrail versiyonu" denebilir.

Genellikle tarım üretimine dayalı faaliyet gösteren Kibbutz''ların kurulmasında asgari şartın 100 dönüm arazi ve 15 aile olduğu söylenir.

Modern Kibbutz''lar günümüzde İsrail''in yanı sıra Estonya, Polonya, İspanya, Portekiz ve Romanya gibi Avrupa ülkelerinde de bulunuyor.

Yaklaşık 5 milyar Dolarlık bir bütçeyle Türkiye''de bir modern Kibbutz''lar zinciri kurmak isteyen İsrail''in amaçlarından biri de, ülkesindeki Yahudi nüfusu içinde kendisi için sorun çıkaran unsurları sınırları dışına taşıyarak bünyesini nispeten daha homojen tutabilmek.

Bunun için de, Türkiye''de faaliyete geçirilecek Kibbutz''lara ilk gönderilecekler, 1990''larda Etiyopya''dan (Habeşistan) uçaklara doldurulup getirilen ve ancak uyum sorunları bir türlü giderilemeyen Falaşa Yahudileri.

Falaşalar''ın yanı sıra yine sorunlu olan bazı diğer göçmen gruplarının da İsrail dışındaki Kibbutz''larda istihdamı ile, İsrail''in toplumsal yönden en alt tabakasını oluşturanların ihtiyaçlarına çare aranacak.

Türkiye''de Hükümetler bazen doğru karar verilmesine yardımcı olunması için, bazen suça iştirak ettirmek için, bazen de alacakları olumsuz görüşlerin arkasına sığınıp sıkıntıyı başlarından savabilmek için, Genelkurmay veya Milli Güvenlik Kurulu (MGK) veyahut benzerleri gibi kurumlardan görüş isterler.

Bu, oturmuş bir sistemi olan bütün devletlerce de benimsenmiş bir tarzdır. Bilindiği kadarıyla, İsrail''in Kibbutz talepleriyle ilgili olarak da belirli beka kurumlarından görüş istenmiş.

Yine bilindiği kadarıyla, MGK Genel Sekreterliği''nin Başbakanlığa bildirdiği görüş "olumsuz" ve üstelik Kibbutz''lara izin verilmesinin "gelecekte başka talepleri de beraberinde getirebileceği" şerhi de düşülmüş. MGK''nın muhalefeti ve buna esas olan gerekçesi doğru ise, bakalım AKP Hükümeti Kibbutz''lara izin verme cesaretini gösterebilecek mi?

Ferruh Sezgin - 24.Ocak.2005

 

Créer un site gratuit avec e-monsite - Signaler un contenu illicite sur ce site